...

Bu bir ara mı yoksa veda mı? Bunun cevabı için biraz zamana ihtiyacım var. İçimdeki yazma isteğinin tekrar uyanıp yeniden burada olmayı diliyorum. O zamana kadar sadece takipte olacağım.


Özel bir sebebi yok, sadece biraz mola diyelim, yani umarım...


Sevgiler...

Mazeretim var...

Erdem'de bugünlerde aşırı bir asabiyet var.

Mesela gereksiz bir işle uğraşıyor. Bu işler nedir önce onları sıralayayım. Mesela eline, içinde 1-2 bardak miktarda su bulunan su şişesini mi geçirdi? Dibi görünene kadar onu içiyor, ağzına alıyor üzerine, etrafa su döküyor. Veya yemek mi var önünde, ve su bardağı. Suyun içine yemek tanelerinden koyuyor sonra suyu tabağın içine çeviriyor, eliyle bir güzel mıncıklıyor v.s. Veya suluğu mu geçti eline oraya buraya heryere o suyu boşaltıp, yerine göre o bölgede su birinkintisi oluşturuyor.

Ve ve en önemlisi, bazen, altını değiştirmeme, üzerini giydirmeme izin vermiyor. O zaman ancak babası tutuyor ben öyle değiştirebiliyorum altını.

Ben tüm yaptığı bu işlerde önce dikkatini çekmek için birşeyler gösteriyorum, veya yapmamasını kirlendiğini falan anlatıyorum ama o zamanlarda transa geçiyor ve kesinlikle hiç bir şeye bakmıyor(ama bu noktada önemli olan, yapmasını istemediğimi, engellemeye çalıştığımın farkında). Biz de o zaman elindeki şeyi alıyoruz. O da o zaman başlıyor bağırmaya-ağlamaya. Bazen bir başlıyor, ağlıyor ağlıyor ağlıyor. İlgilenmeyip odadan bile çıkıyoruz ağlayarak yaptırmaya alışmasın diye ama dakikalarca ağlayıp yine de susmuyor. Ben de ozaman gidip ya emziğini veriyorum ya da suluğunu veriyorum. O zaman susuyor. Susup yanıma gelince de yapmaması gereken davranışı bir daha anlatıyorum.

Bu böyle o kadar çok tekrarlanmaya başladı ki artık hafta sonu akşam kafayı yemiş vaziyetteydim. O arada bağırdım, kızdım. :(

Dün kayınvalidem tvde bir uzmandan dinledikleri şeyleri eşime anlatmış.

Çocuklara 3 yaşına (veya 5 dedi, tam hatırlamıyor) kadar ölüm ve yaralanmaya sebep olacak şeylerin dışında sınırlamamak, engellememek gerekiyormuş (aslında bu bildiğim birşeydi, ama büyüdükçe bir anlamda zorlaşıyor bunu yapmak). Ve çocuk bizden aldığı duygusal yaralarla hırçınlaşır, ağlar, bağırır, bir nevi intikam alırmış. Özellikle kreşe bırakılan çocuklarda bu duygusal yara çok olurmuş. Yani minik kuşum bizden bir nevi intikam alıyor :(

Doğrusu işimiz oldukça zor, çünkü Erdem'in boyu artık çoğu yere yetiyor ve yetmediği yere de birşeylere çıkıp ulaşabiliyor. Ulaşabildiği yerde kesinlikle cam bardak, bıçak gibi birşey olmamasına azami dikkat edip ufak tefek şeylerde artık o kadar keskin davranmamaya karar verdik.

Mesela dün patates kızartması yaptık. Kendi tabağına biraz koyup önüne koydum, onu yedi. Sonra büyük tabağı da masaya koydum. Ordan eliyle alıp alıp kendi tabağına doldurmaya başladı, o arada bir kısmı yere döküldü. Kendi tabağı o arada dolmuştu. Hiç sesimizi çıkarmadan sakince büyük tabağı alıp başka yere kaldırdık, yerdekileri topladık, kendi tabağına karışmadık. 1 dk sonra hadi tabağını tezgaha koyalım dediğimde zaten kendi de bana yardım ederek tabağını kaldır ve ellerini yıkadık.

Bizim biraz daha sabırlı ve kesinlikle sinirlenmemiz, engel olmaya çalıştığımızı hisettirmememiz ya da en doğrusu engel olmamamız gerekiyormuş. İşte ebeveynlik biraz da böyle tecrübe işi. Böylece daha sakin günler geçiririz inşallah....

Fotosuz olmasın, işte bu sabah çektiğim teletubbies Erdem:

Dışardaki havaya inat...

Dışarda hava bugün oldukça bozuk. Çok değil daha 1 saat önce de gök gürleyip yağmur yağıyordu. Ama geçtiğimiz hafta sonu o kadar güzeldi ki hava. Pazar günü oğlumla parka giderken artık bu sene bir daha öyle güzel havada parka gidemeyeceğimizi biliyordum. Belki önümüzdeki 1 ay daha ara ara havalar ısınır ama artık kış geliyor, bu gerçek.

Cumartesi günü de ailecek çarşıya gittik. Erdem durmaz diye tedirgindim ama nasıl olduysa 2 saat boyunca arabasında dolaştığı halde hiç itiraz etmedi (bu bebekken bile yaptığı bişey değildi o yüzden ne yapıyoruz? Kocaman bir Maşallah diyoruz :)



Sonra babaanne ziyaretimizde bir ara bahçede dolaştık.



Terliğini uzun süredir kendisi giyiyor zaten, şimdi yeni huyumuz eve gelince eşiğe oturup kendi ayakkabısını kendi çıkarıyor. E büyüdü artık, darısı da giymeye artık..



Bir de bol bol çiçek kokladı. Gülleri tek tek eğdirip kokladı, boyu yettiğine de eğilip kendi kokladı.



Bu da o güllerden biri...

Gelişim Testi ve Konuşma üzerine



Yemek blogumda Bursa'dan bir misafirim olduğunu bahsetmiştim. İşte o gelen arkadaşım Özel eğitim terapisti ve çocuk gelişim uzmanı. Konuşma gelişimi üzerine çalışıyor daha çok. Ben daha gelmeden rica etmiştim kendisine, gelince Erdem'e de bir gelişim testi uyguladı.

Erdem'in konuşmadığından yakınıyorum arada, yani bazı şeyler söylüyor ama hem az hem çok yuvarlıyor. Herşeyi anlıyor ama bir "su" diyipte susadığını söylemiyor, onun yerine bulursa bardak-şişe eline alıyor yoksa da ağlıyor.

Çiğdem ilk başta biraz gözlemledi Erdem'i. Biz konuşurken dudağımıza bakıyormuş Erdem. İşitmesini kontrol ettirmemizi söyledi. İşitmesinde sorun yok dedim ama bize öyle gelebilirmiş. Kalın sesleri duyarmış sorun varsa eğer ince sesleri duyamayabilirmiş, o zaman da duymadığı için telaffuz edemezmiş. O anda hatırlamıyordum (ben yaptırmadığım için) aslında bizimki bebekken işitme testi yapılmış. Ama tabi sonradan orta kulak iltihabı olduğu için ve bu durum etkileyebildiği için tekrar yaptırmak lazım. Gerçi Erdem'le biraz daha ilgilendikten sonra işitme sorununun olduğunu düşünmediğini söyledi ama yine de yaptırmakta fayda var.

Beyinde bir bölge varmış, bu bölge çalışmazsa eğer kişi kaşık-çatal kullanamaz, birşeyin ortasını bulamaz, merdiveni adımlayarak çıkamaz, konuşamazmış. Bizim öyle bir sorunumuz yok Allah'a şükür.

Erdem'in beyin ve ince motor gelişimini ileri buldu. (Aslında bana kalırsa şimdiki çocuklar hep ileri, artık bu çocuk gelişim kurallarının değiştirilmesi/düzenlenmesi lazım. Şimdiki çocuklara göre oluşturulmalı yeni kurallar :) )

Sonra baktı, Erdem ses çıkarıyor ama dilini kullanmıyor. Mesela birşeyi verirken "al" derken "a" diyor sadece, "l" yi hiç kullanmıyor, dikkat ederseniz "l" için dilimizi dişimize değdiriyoruz. Dilde bir problem olabilir dedi. Dilinin altındaki perde geldi ozaman aklıma. Çocuk doktorumuz dilini dışarı çıkarabildiği için kestirmemize gerek olmadığını söylemişti, biz de kestirmemiştik. Ama şöyle birşey var ki Erdem bu perdeye rağmen dilini tamamiyle dışarı çıkarabiliyor, yani bir dişine değirmek bundan daha zor olmasa gerek.

Eşimin tarafında geç konuşan çocukları söyledim bir de Çiğdem'e. Bu düşüncenin yanlış olduğunu söyledi. Böyle olması normal değil dedi ve bu sorun neyden kaynaklanıyor araştırılmalı. Çünkü 3 yaşına geldiğinde de hala bu şekilde sadece ses çıkarıyor olursa yaşıtları arasında bunalım yaşayabilir dedi. Yani ilerde geç kalmış olmamak için şimdi birşeyler yapmamız lazım.

Kreşe devam edin faydası olur dedi. Bir de ben hep yaşının ilerisinde oyuncaklar alıyorum. Kule, yapboz, tahta küpler.. bunlarla Erdem hep erken tanıştı. Bunu yapma dedi. Bir de bol kitap al dedi. Kitapları da biraz yaşının üzerinde. Mukavva kağıt kitapları Çirkin ördek yavrusu, kurşun asker gibi 5-6 yaş çocuk kitapları(gerçi ben direk okumak yerine fotoğraflara bakarak basit cümleler kuruyorum). Ya-pa ya bakmamı, 2-3 kelimelik cümleler içeren kitapları tavsiye etti.

Kalın boyalı kalemler varmış, onlardan al ve yere büyük bir parça kağıt ser dedi (şu kasaplarda falan kullanılan 2. kalite kağıtlar) bırak üzerinde istediği gibi çizim yapsın dedi. Küçük kağıtlar vererek sınırlama, kalemi bizim gibi tutması için zorlama dedi. 4 yaşına kadar kalem tutma şekli sadece avucunun içinde, parmakların arasına girmiyormuş.

Şimdi testin raporunu Bursa'da çalıştığı kurumda resmileştirip gönderecek. Ben de onun tavsiyesi ile hareket edip kontroller yaptıracağım. Konuşma üzerine tekil eğitime tabi tutan kreşler varmış, belki öyle birşeye girişiriz. Şimdilik tam bilmiyorum, bakacağız artık.

Gerçek bir öpücüğün sebep oldukları



Bu sabah baban seni anannene bırakmak için evden çıkarken eğilmemi isteyip yanağıma gerçek bir öpücük kondurdun ya, yani 1 seneyi aşkın bir süredir yaptığın gibi, ağzını açıp yanağımıza dayayarak değil, iki dudağını büzüştürüp "muck" diye beni öptün ya,

işte bir onda,

bir de, sabah anannenle konuşurken, geceden çok uykusuz olduğun için dedenin kucağında oturduğun sırada kendi kendine uyuyakaldığını duyduğum zaman geçti bu gece yaptığın uyumama ve bizi de uyutmama hallerin, ağlamaların, kızmam, bir önceki akşam ateşten dolayı acilde geçirdiğimiz 2 saat yerine bu şekilde davranmana babanın şükretmesi (aslında ben de içimden ettim ama uykusuz kalmak çok sinirli yapıyor beni). ..

.. ne diyordum, işte bu ikisi tüm bu gece olanları silip, yüzümde bir gülümseme meydana getirdi.

Ama sen yine de lütfen bir daha gece 2 ye kadar oturup sabahta 6 da ayağa dikilme, e mi?

Yeni yeni



Koş diyince kendisine doğru koşarak gelip sarılmasını öğretmiş öğretmeni. Koş bana diyip kollarımı açınca ne yapıyorsa bırakıp büyük bir gülümseme ile koşarak gelip sarılıyor. Sonra 2-3 adım geri gidip tekrar tekrar yapıyor :)

Bir temizlik hastalığı geldi, zaten süslü bir çocuk. Kremlenmeyi, kolonya sürünmeyi pek sever. Hatta kremini alır eline ağlar, süreyim diye. Şimdi de yemek yerken eli kirlenirse hemen peçete istiyor. Elini siliyor, masaya-sandalyeye dökülmüşse onları siliyor. Yemek acı gelirse dilini siliyor..

Kreşte sıra beklemeyi de öğrenmiş. Yemekten sonra lavaboya gidip sırayla el-yüz yıkıyorlarmış. Gerçi bizimki sabırsız olduğundan hep birinci sıradaymış ama yine de öğreniyor birşeyler ki pazar günü oyun parkında salıncak sırası bekledi elimden tutup. Ben de hayret etmiştim nerden geliyor bu sabır diye :)

Dünkü günlük karnesine bir not düşmüş öğretmeni: yarım ağız da olsa tüm söylediğim kelimeleri tekrarladı diye. Erdem konuşmuyor diye üzülüp duruyorum ama kendince birşeyler söylüyor sanırım ama o kadar yarım ağız ve çoğu birbirinin aynı gibi, belli başlı harfler çıkıyor ağzından sadece, genelde a ve e ağırlıklı. Mesela babası "la ilahe illallah" demeyi öğretmiş hadi söyle diyince "lealealea" diye söylemeye çalışıyor (evet biraz zor bir kelime, hatta Türkçe de değil biliyorum ama öğrenmesi, söylemeye çalışması bizim için çok güzel.)

Ha bir de , 3 tane birden köpek dişi çıkarıyor, 4. sü de yolda. Hepsi birden geldiğinden midir köpek dişleri zor olduğundan mıdır bilmem, baya huysuz şu sıralar.

Çocuklar için kahvaltı önerisi: Yumurtalı Ekmek



Erdem haftada 3 gün kreşe devam ediyor, 2 gün anannede 2 gün haftasonu da benimle birlikte. Eğer geç kalmamışsak sabahları kahvaltısını ben yaptırıyorum, özellikle kreşe gittiği günlerde. Kreşte de yine yerse yedirmeye çalışıyorlar, hoşuna giden şeylerden biraz yiyormuş. Neden öyle yapıyorum bırak oranın düzenine alışsın derseniz de haklısınız ama ya yemez de aç kalırsa diye anne yüreği olarak dayanamıyorum.

Yumurtasını genelde haşlanmış değil omlet olarak seviyor. Ben de sürekli aynı şeyi yemesin diye değişik ne yapabilirim diye düşünürken aklıma yumurtalı ekmek geldi. Yine kendisi için alıp buzlukta sakladığım UNO tost ekmeğini kullanıyorum. 2 dilimi kendisi yemiyor tabii ki. Bazen yarım dilimden biraz fazla, bazen 1 dilim çok çok aç olursa 2. dilimin ucundan da biraz alıyor.

Yumurtalı Ekmek:
  • 1 yumurta
  • 2 dilim tost ekmeği
  • 1 tatlı kaşığı tereyağı
Yumurtayı küçük ve kenarlı bir tabağa kırıp tuz atıp çatalla çırpın. Ekmek dilimlerini önlü arkalı yumurtaya batırıp tereyağı erittiğiniz yapışmaz tavada önlü arkalı pişirin.
  • Fotoğraf çekebilmek için önce ucundan Erdem'e vermem gerekti :)
  • Fotoğraftaki yumurtalı ekmeği 1 dilim ile yapmıştım, ekmek yumurtaya az geldiğinden artan yumurtayı tavadayken üzerine döktüm. Artık 2 dilim ile yapıyorum tam geliyor.
Copyright @ Erdem'in Günlüğü | Floral Day theme designed by SimplyWP | Bloggerized by GirlyBlogger